İki Liralık Hayatlar - Can Dündar

Temmuz 19, 2008

Günlerdir 2 demir lirayı elimde çevirip duruyorum.

  2 Türk lirası…

  Bazılarınız yere düşse eğilip almazsınız.

  Para üstü olsa aldırmazsınız.

  Harçlık diye, bahşiş diye, sadaka diye verilse surat asarsınız.

  Hepi topu 2 lira….
  * * *
  6 Şubat gecesi Şanlıurfa’ya çok yağmur yağdı.
 Ceylanpınar Tarım İşletmesi arazisi içinde bulunan Çırpı Deresi taştı; üzerindeki stabilize geçişi tahrip etti.
 O geçişten bir kamyon geçmeye çalışıyordu o gece…
 Kamyonun kasasına 44 kişi binmişti. Çoğu kadın ve çocuktu.
 Tarım İşletmeleri çiftliğine, koyun sağmaya gidiyorlardı.
 Kamyonun şoförü yolun çöktüğünü fark etmedi; araç Çırpı Deresi’ne uçtu.
 Kasadaki 44 kişi dereye döküldü; sürüklendiler.
 Kamyonun kasasına tutunmayı başaran 33 kişi kurtarıldı.
 Kurtarılanlar Ceylanpınar Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
 Sel sularına kapılan 2 işçi, Elma ve Hacer Kaya öldü.

Halil, Ahmet, Emine ve Anuç Ete kayboldu.
Zehra ve Hatun Kaya kayboldu. Naile Çorak, Fatma Merç, Halfe Ayberk kayboldu.
Adları ilk kez haberlerde duyuldu.
  * * *
 Gece, arama kurtarma çalışmaları başladı. Dalgıçlar sabaha kadar derede işçi aradılar. Derenin Suriye tarafında da Suriyeliler çalıştı. Sonuç alınamadı.
 Kazayla ilgili olarak Ceylanpınar Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Çiftlikte süt sağımı işini yaptıran müteahhit Celal Ulukaya gözaltına alındı. Bu gözaltının nedeni, kurtulan işçiler konuşunca anlaşıldı.
Kazazedelerden Halil Ertuğrul 10 yıla yakın süre bu işi yapmıştı. Çiftlikteki sağım işinden günde 2 lira kazanıyorlardı.
 Ertuğrul, “Niye çalışıyorsun o zaman” sorusuna kısa bir yanıt verdi:

 ”Mecburum. İş yok.”
  * * *
  Günde 2 liradan ayda 60 lira…
  44 işçiyi Çırpı Deresi’ne sürükleyen, 11′ini yağmur sularından bir selde boğan ekmek kavgasının bedeli bu…
  İşsizlik illetine düşmüş fukaraları “Hiç yoktan iyi” tesellisiyle kandıran müteahhitlerin ucuz işgücüne biçtikleri değer…
  2 demir lira…
  Günlerdir elimde çevirip durduğum 2 metelik…
  2 paralık hayatların can pahası..
  Harçlık isteyen çocuklara bu yazıyla birlikte veriniz.
  Hayat dersi niyetine!…
  Can DÜNDAR

Ne Benim Oluyorsun Ne De Beni Bende Bırakıyorsun

Temmuz 17, 2008

Ya kendini bırak bana ya da beni bana bırakta yaşayayım.
bu nasıl ayrılık bir daha gelme gelme de alışayım.
ben senin yalnız kalışlarında tek adresin olamam.
ya benim ol herşeyinle ya da unut herşeyimle.
yıllardır denedik olmadı suç biraz bende biraz da sende
ama uzatmayalım artık sakın bir daha gelme.

Karar ver artık ya benimle ol benim ol .
Ya bırak beni yakma canımı acıtma kalbimin en derin köşesini ..
Elinde tuttugun kalbim farkındamısın ?
Sıkıldığında strese girdiginde avuçlarındaki bir stres topu değil ..
o benim kalbim..
Canın istediğinde gelip sıkılınca gitmene dayanamıyor artık ne kalbim ne gözlerim ..
Yanlızken ilk adresin ben oluyorum çat kapı geliyorsun gece gündüz fark etmiyor ..
her defasında seni gülen yüzümle ışıldayan gözlerimle karşılıyorum
Bir umutla artık gitmeyeceksin diye artık acıtmayacaksın kanatmayacaksın diye ..
Artık sadece benim diyorum bekledigime deydi diyorum .. Ama sadece diyorum…
Sen açtığın yaraları sarmadan yeni mutlulukar yaşama hevesindeyken
ben kanayan yanlarımı saramadan yenilerini açıyorsun..
Arkana bakmadan çekip gidiyorsun ..
Yıllardır sana ne kal gitme diyebildim nede geldiğinde gelme diyebildim ..
yoruldum yar ..
dayanamıyorum artık tükendim
Bir Daha Gelme..!!

Belkide suç bende elimde tutamadım kalbini yetemedim sana yada sen yetinemedin benimle ..
Belkide hata sendeydi doyamadın gönülden gönüle konmaya kalamadın tek bi isimde ..
Beni ben yapan her zerrem senken. senin canın istediginde ,
gelip dinlendiğin ihtiyacın olan morali sevgiyi depoladıgın biri olmak..
ve bütün yaz boyu uğrak bir otelin sezon sonu bomboş
ve darmadağın bir otel odasıymışım gibi hissetmeme neden olan gidişlerin..
Yıllar boyu devam eden bu amansız sancı kapanmayan yara kapanmalı ..
Git sakın bir daha gelme..!!

sönmüyor ateşimiz ama alev alev de yanmıyor.
ayrılık zor ama beraberken de olmuyor.
yazılmışsa bir kez ilahi kalemle kaderimiz
hiç bir kalem kaderi silip baştan yazmıyor…

Nasıl bir yangın böyle ben yanarken sen sönüyorsun ..
çekip gidiyorsun tam söndü içimdeki kor derken sen yeniden yanıyorsunn.
bir beden kaç Yangından sağ çıkar hiç düşündünmü ? bir can kaç defa ölüp dirilebilir..
bilmiyorsun degilmi ..
bilsen yaparmıydın ? …
Seven için her ayrılık ölümdür yar her ayrılık sözü yakar tenini ..
sen yanmıyormusun?
Sevmiyormusun?
Cevabını bildiğim ama duymaktan korktuğum bir sürü soru var beynimde uğuldayan..
Sensizlikten korkup her geri dönüşünde kabul ettiğim seni korkularıma değişiyorum ..
evet korkuyorum sensizlikten ama varlığının acısı çekilmiyor artık ..
Ayrılık zor evet yakıyor tenimi bedenimi ama varlıgında dindirmiyorki canımın yangısını …

Ne benim oluyorsun nede beni bende bırakıyorsun
Nefesin nefesimken nefesini alıp gidiyorsun Canım canımdan çekiliyor..
Tam hersey bitti dedigim an yine karşıma çıkıyorsun..
Ne yaşatıyor Ne öldürüyorsun ..
YaR SeN BendeN Ne istiyorsuN?…

Bekleyişin Öyküsü

Temmuz 17, 2008

Bekleyişin Öyküsü

Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine, ben
her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.
Sen yoktun…

Binlerce adim attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi, her parkı, her ağacı
ezberledim. Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adini aradım.
Sen yoktun…

Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı. Her bir hücremin acısını ta
yüreğimde hissederken beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.
Sen yoktun…

Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla
söyledim. karanlığa haykırdım hasretimi. Sesimi duyacaksın diye bekledim.
Sen yoktun…

Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi, geçmedi.

Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana donen atışlarıyla açtım.
Senden başka duyduğum her seste hep ayni hayal kırıklığını yaşadım.
Onlar beni duymak istiyordu, bense seni.
Sen yoktun…

Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına uzattım her gece.
Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasını istedim. Olmadı.
Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, Kaç gece merdivendeki ayak
seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun…

Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlığın
işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur Olmadı. Ben senin özleminle
sırılsıklamdım her mevsim. Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun
kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların donuşunu gördüm.
Sen yoktun…

Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara vurdum
kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adi duyulmamış kasabalara gittim.
Senden bir iz aradım.
Sen yoktun…

Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi.
Hep sensiz gemiler geçti limanlardan. Ben gemicilerin hasret türkülerine
eslik ettim.
Sen yoktun…

Gözümden bir tek damla yas akmadı. Onlar sana aitti, sana kalmalıydı.
Kimselere söyleyemedim acılarımı. Bekleyişimin öyküsünü kimselere
anlatamadım.
Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi. Sığınacak bir
liman, yaslanacak bir omuz aradım. İçimi dökecek bir insan aradım.
Sen yoktun…

Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer birer duştu sokaklara.
Yıldızları saçına takip gelmeni bekledim. Ayı avucunda bana getirmeni
bekledim. Ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı.
Ama…

Sen yoktun…

Hoşgeldin Hayatımın Mavisi

Temmuz 13, 2008

Geceydi seni bana taşıyan…
Sen geceye yakındın, bende sana….
Ağır aksak işleyen zamanın düşürdüğü tuzaklardan kurtulup geldin, hoş geldin.Korkularınla, sırlarınla ve sadece gözlerine derin bakanların görebileceği acılarınla geldin, iyi ki geldin…..
Bekleyişlerimin içine hapsettiğim özlemlerim vardı.Nicedir kimseyle paylaşmadığım hüzünlerim.Soramadığım sorularım..
Hatırladığımda yüreğimde yaratacağı o korkunç sızıyı duymaktan korktuğum için beynimin bir köşesine fırlatıp attığım ve bir daha hiç dokunmadığım anılarım vardı….
Şimdi özgür bıraktım özlemi.Şimdi hüzünde sevinçte doyasıya yaşanıyor bende.Sorular cevabını buluyor, anılar canlanıyor çünkü sen geldin.Susmak ne çok akıllandırmış beni… Ne çok biriktirmişim kelimelerimi….
Bir bir dökülürken dilimden sevda sözcükleri senin o tedirgin duruşun bile durduramıyor beni.”Seni soluyan bir rüzgara kapılmış gidiyorum.”, yüreğimi bir yelken gibi açtım, seninle dolduruyorum.Seninle olmanın, seni yaşamanın ve zamanı sadece seninle paylaşmanın eşsiz hazzını duyumsuyorum, ne iyi ettin de geldin…..
Bir büyüysen bozulma. Bir hayali yaşıyorsak kaybolma. Hep biz çözecek değiliz ya gerçeğin düğümlerini, bırak kendi halinde kalsın. Ruhuna talibim ben asıl gerçek bu. Kaçışlardan bıkmış, hep yarım kalmış ruhum da bir tek seninle doyuma ulaşacak, kendini bulacak. Dedim ya, sen geldin.Bir de mavi var öyle ya…..
Nereye saklamıştım maviyi ? Kimlerden gizlemiştim de yok sansınlar istemiştim ? Bak, güneş bile mavi mavi parlıyor görüyor musun ? Yavaş yavaş yok oluyor yüreğimin gri katmanları. Maviyle anılıyor görebildiğim her şey.En çok maviye tutkunum ben, bu yüzden mavi sen oluyorsun, çocuk gibi seviniyorum. Sen maviyle geldin..
Sahi , çocuk olmayı ne kadar özlemişim ben…
Senin içindeki çocukla oynayacak bendeki çocuk. Yalansız ve saf olacak. Kumdan kaleler yapacak, içine seni koyacak. Kaleyi yıkacak, seni kurtaracak, kahraman olacak.Çığlıklar atacak, yorulmayacak, sensiz hiç bir oyunda “ebe” olmayacak.Korkma , içindeki o çocuk hep yaşayacak, kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim.Çünkü sen o çocukla varsın, o çocukla geldin.Yoktum ben , senden önce yoktum sanki. Sen geldin varlığını bildim. Sen geldin bir dokunuşun, bir öpüşün nasıl da büyük bir hazza dönüştüğünü gördüm. Sen geldin ben oldum, aşk oldum.
Sen geldin….
ama ne güzel geldin…

Celal Güllüoğlu

Eger AŞiksaniz Ve Unutmak İstİyorsaniz İÇerİ

Mayıs 20, 2008

Aşk acısı çekiyorsanız yada karşılıksız bir sevdaya düşmüş iseniz kurtulmanız imkansız değildir. Sadece biraz çaba sarfetmeniz gerekir. Yapmanız gerekenlerden bazılarını aşağıda maddeler halinde bulabilirsiniz.

1. Kesinlikle içinizde geri dönermi dönmezmi şeklinde bir umut bırakmamanız, kararlarınızı ona bırakmamanız ve onun düşüncesi ne olursa olsun kendi kararınızı uygulamanız gerekir.
2. Artık ondan vazgeçtikten sonra ona karşı hayranlık yada nefret duyguları beslememeniz gerekir. Özellikle de bir sebepten ayrıldığınız yada sizi reddeden birine karşı nefret besleyebilirsiniz; fakat nefretiniz onu unutmanızı zorlaştıracaktır.
3. Size onu hatırlatacak duygu yüklü şarkılardan kaçınmalısınız. Bu çok önemlidir. Bu şarkıları dinlemeye devam ederseniz bu yazıyı hiç okumayın daha iyi.“Çoktan unuturdum seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun”
4. Eğer mümkünse ondan ve çevresinden uzaklaşmanız yararınıza olacaktır.
5. Eğer uzaklaşmak mümkün değilse, onunla konuşmayacağım veya görmemezlikten geleceğim diye kendinizi kasmanız bir işe yaramayacağı gibi, tam ters sonuçlar da alabilirsiniz. Onu görmekten ve onunla konuşmaktan kaçınmak yerine ona herhangi biriymiş gibi davranmak en mantıklı davranış olacaktır.
6. Mümkünse ona olan sevginizi hiç dile getirmemeniz, özellikle üçüncü şahıslardan ve hatta kendinizden bile saklamanız yararınıza olur.
7. Kendinizi yeniden aşık olmak için zorlamayın. Bana göre en çok yapılan hata budur. Birini unutmak adına kendinize yapay bir aşk elde edebilirsiniz ve durumunuzun daha da karmaşıklaşmasına neden olabilir.
8. Son olarak “ben hiç bir zaman onu unutamayacağım” şeklinde sıradan insan düşüncesine kendinizi kaptırmayın. Mutlaka unutacaksınızdır. Bir çok kişi unutamam sanmış ama unutmuştur.“bir rüyadır gelir geçer
her aşk bir gün hayal olur
unutulmaz denen günler
unutulur unutulur..”

Bilİnmeyen renklere doğru..

Mayıs 19, 2008

yine sensizliğin günü,günaydın sevgili…adını hatırlamıyorum,neden sensiz güne başladığımı da…sadece ’sen”i hatırlıyorum…
sana sevgili dediğimi birde.
gözlerimi açmadan daha,yataktaki sıcaklığını arıyor bedenim,yokluğunu farkedene kadar…
kim olduğunu bilmeden üzerini örtüyorum,yokluğun üşümesin diye…hep aynı masada yapıyoruz kahvaltıyı,’’sen” hep aynı bardakta içiyorsun çayını,bana anlatacak hep yeni bişeylerin oluyor,ben sadece sana bakıyorum,hiç doymadan…
yemek yemiyorum diye kendi ellerinle uzatıyorsun,hayır demiyeceğimi bilerek,’sen’i hatırlamıyorum ama tadı var dimağımda…
kahvaltıdan sonra bazen evdeyiz,bazen sokaklarda…
hiçbişey yapmasakta,ara sokakları seninle adımlamak,olur olmadık hareketlerine gülmek,bazen kızmak…
kızınca yüz ifademi görmek için,benimle uğraşmaların,,,
seni hatırlamıyorum sevgili,ama ’sen’i adımlamak,’sen’i solumak,elini elimde hissetmek,çocuk gibi mutluluğunu görmek,bazen bir tebessümünde tekrar yaşadığımı hissetmek,seni yaşamak…
istasyonlar bizim durağımız,yolculuklar birbirimizi unuttuğumuz tek yer…bazen ’sen’i bırakıp gidiyorum uzağa,içimde,gözyaşlarımda getiriyorum ’sen’i de ama gözlerinde gitme hüzünleri parıldıyor,beni yolcu eden…
daha bir şehri soluklamadan,yine yanımda buluyorum ’sen’i,gelmişsin…biliyordum…her kentte ayrı ’sen’ çıkıyor karşıma,her istasyonda başka bir ’sen’ uyuyor dizlerimde…
adını unuttuğumuz otel odalarında buluyorum ’sen’i,beni bekliyorsun,benden önce…
gülümsüyorum…teşekkür ederim…pansiyonlarda doğuyor günışığı üzerimize,az daha uyusam senin yanında,az daha koklasam ’sen’i diye açıyorum gözlerimi,gitmişsin bir not bırakıp…
üzülmüyorum nedense,biliyorum ki dışardasın…
yine de bazen yalnızlığımı özlüyorum,kendi başıma uyumak istiyorum tanımadığım yerlerde,tek başıma keşfetmek istiyorum bir kentin sokaklarını…ama sana kal diyemem,desem de gelirsin peşimden,ben olmazsam ’sen’ de olamazsın bilirim…
bu kent…düş sokağı der ya hani ’seni tanımayan yok bu şehirde diye’ dedikleri gibi…seni tanımayan hiçkimse yok…
tüm acılarımı gömüp yüreğime yine ’seninle’ gideceğim bu kentten,bizi tanımayanların,’sen’i bilmeyenlerin kentlerine uğrayacağım her sonbahar…
ve her baharda yine geleceğim bu kente,seni bekleyeceğim… aynı gün,aynı saat,aynı meydan ve ’sen’ yine unutmamak için not alacaksın,’o’ gelecek diye…’sen’i yeniden bulmaK, ’sen’i yeniden yaşamak olacak baharlarım…
birlikte bekleyeceğiz senin gelmeni,otobüsün camından seninle hatırlayacağız gezdiğimiz sokakları…ve ’sen’ gelmediğinde biz yine birlikte döneceğiz hiçbiryerimize…
ve bilinmeyen renklere gideceğimiz ölüm günümüzde,yine sen olacaksın başucumda,beni bırakma diye yalvarışını duysam da,’sen’i götüremem…biliyroum ki bilinmyen renklerde,cennetein gül bahçelerinde bekleyeceksin yine beni…
Tanrı’dan bizim için o deniz kıyısında ki ahşap evi isteyeceksin…kendi ellerinle yontacaksın 2 ahşap tabureyi bizim için…beni beklediğini biliyorum,senin için giydim beyaz elbisemi,saçlarım hala gece kadar siyah…
unutmamışsın sevgili…
teşekkür ederim,yine benden önce gelmişsin…

Derinliği Olan Bir Vedâ..Yalnızca Vedâ…

Mayıs 19, 2008

Elimizde vedalar için hazırlanmış bir harita olsa keşke.Çünkü; bilinmezlikle başa çıkabilmek bazen zorluyor insanı. Ayrılık sonrası yolumuzu belirleyen; sağa mı, sola mı, sapağa mı, düzlüğe mi, feraha mı, sıkıntıya mı doğru yol aldığımızı anlayabileceğimiz ve o yoldan başka bir yolun daha olduğunu görebileceğimiz şöyle açıklayıcı bir harita olsa diyorum…

Ne zaman biriyle vedalaşmak zorunda kalsam ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemem ve buz kesilirim o an.Uğurlamanın da uğurlanmanın da bir usulü vardır derler ya, hiç anlamam o işlerden.
Ve bu gece vedalar adına birkaç satır yazmak istedim.. Daha doğrusu şöyle derinliği olan bir vedayla gitmek istedim kendimce…

Bir aşkın nasıl yaşandığını o aşkı yaşayan iki insandan başka kimse bilemez aslında.Artık hayatımda olmayacak birini iyi anmaya çalışma çabalarım çevremdeki herkesi çileden çıkarsa da ve bu ısrarıma anlam veremeseler de ben böyleyim.İnanmışlığımın önüne hiçbir mantık geçmiyor işte…

Madem okuyorsun yazdıklarımı, şimdi dinle:

Işığı göremediğin, hayat adına umudunu yitirdiğin ve kendini çıkmaz sokaklarda hissettiğin anlarda bil ki sana iyi dileklerde bulunan bir yürek var.

Evet biraz cadıyımdır, huysuzumdur, sinirlenince ne dediğimi bilmem, ağzımdan çıkan lafların sonunu asla hesap etmem ama her şeye rağmen nasıl bir kalbim olduğunu en iyi sen bilirsin bu hayatta.Acıyan yanımla acıtmışımdır seni bunu unutma.

Bana yaşattıkların pek hoş şeyler değildi elbette ama tüm bunları şaşkınlıklarına, hayatın seni artık yorduğuna, huzur istediğine, verdiğin kadarını aynı anda almak istemene filan veriyorum.

Vicdanen bir rahatsızlık içinde olmadığını biliyorum ama keşke bazı şeyleri bilmeseydi, dediğini de duyar gibiyim.Ben de iyi ki duydum, demedim zira…

Uzun süren beraberliklerin sonunda iki yol vardır.Ya sonsuzluğa çıkılır el ele ya da sonsuza kadar ayrılır eller.Tüm aşkların çizilmiş bir kaderi vardır derdim de bir türlü inanmazdın bana Bak, sonsuza dek ayrı kalacaklar tayfasındayız artık.

Şimdi cd de ‘Cennet’ çalıyor…Mahşerde olduğumu düşündüğüm o geceden sonra bu şarkıyı bir daha hiç dinlemedim biliyor musun? Şimdi ise son dinleyişim…Nedense samimiyetle ve gerçekten hissederek bana dinle, dediğini düşünmekteyim hala.Bence artık sen de asla dinleme bu şarkıyı.

Bir zamanlar içim çok rahattı ayrılsak bile birbirimizi sevdiğimizi, varlıklarımızın başka başka insanlarla asla ikâme edilemeyeceğini, ne derdim olursa olsun aradığım an yanımda olacağını düşünüyordum.Şimdi benim telefonumda senin numaran yok, hatırımdaysa daha ne kadar kalır bilmiyorum. İşte, ayrılıkların en yaman çelişkisi de bu bence.

Umarım çok mutlu olursun umarım sonsuza dek ayrılmaz elleriniz ve umarım benle yaşayamadığın her şeyi onunla yaşarsın ve böylece yeni arayışlar içine girmene de hiç gerek kalmaz.

Derinliği olan bir veda olsun istedim…İstesem arardım seni ve yine aynı sözcüklerle veda ederdim sana ama o zaman vedam ölümsüz olmazdı. Ne ben, bu satırları yazarkenki kadar içtenlikle söyleyebilirdim aynı sözcükleri sana; ne de sen, şu satırları okurken gibi dinleyebilirdin beni.

Şimdi son söz:

Varsa hakkım helal olsun sana ve canın sağolsun.
Hoşça kal.

Okuyacaksın Biliyorum Dostça Kal…

Öylesine Bir Mektup- Can Dündar

Şubat 23, 2008

 Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

 Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

 Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

 Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

 Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.

 Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.

 Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.

 ”Yine zamansız yağmurlar” dedim, “Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları” dedim, “Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?” dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.

 Neler yazmışım diye merakımdan.

 Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

 Can DÜNDAR

Aşk Dedikleri

Şubat 15, 2008

Aşk Dedikleri
Aşk: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.”Aşık oldum” dediğiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aşkın dili tektir.Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aşk denilen şey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir neyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?Aşk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir.Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortaklığıdır,aşk hayatın bütün tek düzeliğine,bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak,yargılamak,karala! mak da aşka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını karşılık görmesede,acı çekeceğini hissetsede,yarın terk edileceğini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından.”SENİ SEVİYORUM” diyebilmeligöğsünü gere gere.Aşk işte o zaman aşktır.Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur,zaten aşkın kendisi doğrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aşk,doğru insanda işte odur.Aşkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda değildir.İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur…Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi,ne zaman gideceğide hiç belli değildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir başka göze bakmaya bir başka tene dokunmaya baş!
laması okadar da zor değildir… Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK lütfen ona haksızlık etmeyin.Aşkına,sana aşık olana sahip çok ve onu kaybetme.”SENİ SEVİYORUM” demek için geç kalma! Sevgiyle kal…

Sevmek kolay değil

Şubat 15, 2008

Hep düşünmüşümdür;
Her sevmek istediğimde sevebilseydim hayatım ne kadar başka olurdu diye…Şunu sevmek istiyorum, sevdim…Buna aşık olmak istiyorum, oldum…Kolay söylenmiyor üstad ” SENİ SEVİYORUM “,olmuyor denmiyor yürekten bir çığlık gibi yükselmedikçe.
Sevgi kolay değil usta…Sabahları onu özleyerek uyanmak,yanındayken bile özlemek,o güldüğünde senin içinin gülmesi,o üzüldüğünde senin için parçalanması,o ağladığında senin kahrolman kolay değil…Kontrol edilememezliktir sevgi…
Sevgi kolay değil usta…Yemek yemesine sevinmek,sigara içmesine üzülmek,üşümesine dayanamamak,terlemesinden korkmak,hem bir seven yürek gibi,hem bir aile şevkati ile sarıp sarmalamak istemek kolay değil…O’ nu içten düşünmek,sen O olmaktır sevgi…
Sevgi kolay değil usta…Göz göze geldiğinde,yüreğine bir kor düşmesine engel olamamak, dans ederken o dakikaların hiç bitmemesi için dua etmek,O’ nun tenine her sıradan temasında bile, O’ nu ne kadar çok sevdiğini düşünmek ve hissetmek,avuç içlerinin ter kokusunu bile özlemek yokluğunda kolay değil…Sımsıcaklıktır sevgi…
Sevgi kolay değil usta…Gece yatağına girdiğinde O’ nu düşünmek,dualarına O’ nu da dahil etmek, kendinden çok,O’ nun için yalvarmak,dua etmek kolay değil…Dualarında O’ na da yer vermektir sevgi…
Sevgi kolay değil usta…Onunla sadece bakışmayı, dans etmeyi, gezmeyi, elini tutmayı, kokusunu hissetmeyi özlemek değil, yıllar sonrasınıda düşünerek,onla geçecek olan yıllara tatlı bir tebessümle bakmak, onunla beraber yaşlanmayı istemek kolay değil…Hayatını ona verebilmeyi istemektir sevgi…
Bütün bunlar,kolay değil.Bir anda düşünemez,isteyemez insan.

Ben bunları düşünüyor, hissediyor ve istiyorsam ve ben BUYSAM.Bu kadar kolay değil diyerek, sevgime küfür etme arkadaş…Tabii ki kolay değil. Kolay şeyler yakışmaz sevebilen insanlara zaten. Geceye mahkum olan, gündüz önünü göremez misali, ben sevgime mahkum olmuşum.Sevgim benim mabedim.Dokunmayın mabedime…

Sonraki Sayfa »