Artık Seninle Duramam (hijyenik Aşklar)

Artık Seninle Duramam (hijyenik Aşklar)

Bu vapur hangi karşıdan hangi karşıya gider diye düşünüyordum. Hakkari’den Ankara’ya taşınmış, oradan da İstanbul’a savrulan zihnime sığmıyordu bu “karşı” lafı. İstanbul’da kim kime niçin karşı konusu bir tarafa, coğrafi olarak herkesin karşı kıyıya “karşı” dediği (savaşlarda iki tarafın da birbirine düşman demesi gibi) bu şehrin rutubetiyle ilk tanışma anını yaşadığım için hangi karşıdan hangi karşıya gittiğimi bilmiyordum. Az önce merdivenlerini, dublajı kaymış bir Yeşilçam filminin, yirmi dakika sonra meşhur bir türkücü olacak başrol oyuncusu gibi indiğim Haydarpaşa, beni martıların arkadaşı bir vapura teslim etti, bin dokuz yüz seksen beş yılının yazdan kalma alacaklı, nefis güneşli bir gününde.
Az önceki arabesk filmi bitirmiş, şahane bir romanın içindeydim artık… “Merhaba İstanbul” dedim romanın karizmatik kahramanın ağzından. Ve dilimin kayganlığına nicedir yuva yapmış bir şarkıyı mırıldanıyordum:
“Ağlama bebek ağlama sen de,
acı sende hasret sende.. Yağmur gibi”
Allah Allah, bu çiseleyen yağmurun az önce her şeye egemen olan güneşten haberi yok mu? Demek bu şehir için geyik muhabbeti köşeleri dekor olmuş “havasına, parasına, karısına güvenme…” lafı boşa söylenmemiş.
Vapur, dünyayı kurtarmak için sadece on. saniyesi kalmışçasına aceleyle, yanaşmasını tamamlamadan kendini betona atan yüzlerce insanı indirirken beni içeride unuttu. Ben son durakta ineceğini iyice bellemiş, başka alternatif düşünmeyen saf yolcusu vapurun. Tenha bir şekilde indim, dünyayı kurtarmak bana düşmez diye düşünüyordum. Adres Osmanlı Divanı gibiydi: Sancaktar Hayrettin Paşa mahallesi, Müşir Süleyman Paşa sokak, Koca Mustafa Paşa! Paşa paşa bindim, numarasını önceden ezberimin en itinalı köşesi ne yazdığım belediye otobüsüne,..

“Yağmur gibi gözlerinden ak…

Etiketler: ,

Got something to say?